Makaleler

Corona ya da diğer bir değişle COVİD-19 birçok kişinin hayatında maddi zorluklara ve kayıplara neden oldu. Ekonomik acze düşen kişiler, kira sözleşmeleri başta olmak üzere, salgından çok önce imza altına aldıkları sözleşmelerdeki edimlerini ifa edemez konuma geldiler. Bu durum da birçok hukuki meseleye neden oldu. Uyarlama davaları ise, bu gibi zor durumdaki şahısların ilk önce başvuracağı yollardan biri.

Hukuk sistemimizde ihtiyari arabuluculuk kavramı mevut iken, 2018 yılından itibaren iş hukuku, 2019 yılı Ocak ayından itibaren de ticaret hukuku alanı olmak üzere arabuluculuk zorunlu hale gelmiş olup, dava şartı olarak aranılmaktadır. Ancak bu yöntemin kötü niyetli olarak kullanıldığı birçok durum mevcuttur. Kötü niyet sadece taraflardan değil arabulucunun basiretsizliğinden de kaynaklanabilmektedir. Bu gibi durumlarda hak kaybı ve mağduriyet olmaması açısından arabuluculuk görüşmeleri sonucunda taraflarca tutulmuş olan tutanağın iptal edilmesi gerekmektedir.

I. Giriş

Bilindiği üzere, koronavirüs ilk kez 2019 Aralık’ta Çin’in Wuhan kentinde görülmüş olup Antarktika hariç tüm kıtalara hızla yayıldığı için 12 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (WHO) COVID-19 salgının küresel pandemi olduğunu ilan etmiştir. Aralık 2019’dan Nisan 2020 tarihine kadar geçen sürede toplam onaylanan vaka sayısı hızla yayılarak 1.783.941 adede yükselmiştir. Türkiye’de ilk vakanın görüldüğü 11 Mart tarihinden 11 Nisan 2020 tarihine kadar geçen 1 aylık sürede 52.167 toplam vaka görülmüş olup bu vakalardan 1.101’i vefat etmiştir[1]. Sosyal mesafeyi korumak, yayılmayı önlemek amacıyla Türkiye’de çeşitli idari önlemler alınmıştır. Bu makalede, COVID-19 salgınının iş akitlerine olan etkileri genel olarak incelendikten sonra, işveren bakımından koronavirüsün iş sözleşmelerine etkisi ve işçi hakları ve borçları bakımından koronavirüs salgınının iş akitlerine etkisine ilişkin incelemelerde bulunulacaktır.

Küreselleşen ve teknoloji ile birlikte küçülen dünyamızda gerek ulusal gerek uluslararası birçok sözleşme yapılmaktadır. Özellikle teknolojinin de yardımı ile daha kolay, daha hızlı yapılan bu sözleşmeler ne kadar detaylı düzenlenirse düzenlensin hayatın olağan akışında taraflar her türlü durumu öngörüp sözleşmeye dahil edememektedir. Günümüzde olduğu gibi, tarafların öngöremediği hallerde sözleşmelerin hukuki durumunun ne olacağı önemli bir sorun haline gelmektedir

Adalet Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, nafaka meselesini ortak gündemine alarak  “Yoksulluk nafakası”nı, koşulları olması halinde “en az 1 yıl” ve “en çok 5 yıl ile sınırlandırmayı” tartışıyor.

KAVRAM OLARAK ÖTANAZİ:
Doğrudan tedavi amacına yönelik olmayan tıbbi müdahaleler arasında yer alan ötanazi kavramı kelime olarak Yunancadan dilimize geçmiş olup; “eu” ve “tanasium” kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmektedir. Tam kelime anlamı olarak “güzel ölüm” manasındadır. Tam Türkçe anlamı ise “tedavisi mümkün olmayan hastalıklarda, canlıyı ağrı ve acı vermeden öldürme, uyutmadır.”

Trafik kazaları kısaca bir kara yolu taşıtının diğer bir taşıta, yayaya, hayvana ya da herhangi bir nesneye çarpmasıdır. Kaza sonucu maddi zarar meydana gelirken kimi zaman tarafların yaralanmasına ve ölümüne sebebiyet veren trafik kazaları , birtakım hukuki sonuçların doğmasına da sebebiyet vermektedir. Bu sorumluluğun her hukuki olay gibi bir zamanaşımı süresi mevcuttur. Bu süre 2918 sayılı KTK’nın 109. Maddesi uyarınca; “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin , zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yılı ve her halde kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zaman aşımına uğrar.” Kanun madde metninde 2 yıllık zaman aşımına tabi tutulanlar, davalı konumundaki işleten , sürücü , zorunlu ve ihtiyari mali sigortaya karşı açılacak davalardır.

      1- HUKUKUMUZDA KONUYLA İLGİLİ DÜZENLEMELER VE YABANCI KAVRAMI

      "Yabancı kişi" kavramı için öğretide birçok yazarca kabul edilmiş olan klasik tanım Devletler Hukuk Enstitüsinin 1982 yılında Cenevre'de yaptığı toplantısında da kabul edildiği gibi genelde ’’ bir devletin ülkesinde bulunan ve o devletin uyrukluğunu iddiaya hakkı olmayan kimse’’ şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

     A) FRANCHISE SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ:

 

 Franchise sözleşmesi, sözleşmeye ilişkin verilen tanımlardan da anlaşıldığı üzere bağlayıcılığı olan ve her iki tarafa da karşılıklı hak ve yükümlülükler getiren, sürekli borç ilişkisi doğuran, çerçeve sözleşme niteliğinde hukuki bir belgedir. Bu sözleşmenin (Franchise Contract) çok detaylı ve hemen her hususu kapsayacak şekilde kaleme alınması normal ve olağan bir uygulamadır.

AVUKATLIK ÜCRETİ

1.VEKALET İLİŞKİSİ

            Vekalet sözleşmesi genel olarak Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, Avukatlık Kanunu, Noterlik Kanunu, Kamulaştırma Kanunu, Kasastro Kanunu gibi kanunlarda da vekalet ilişkisine ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır.Burada ele alınacak konu avukatlık ücreti olduğundan konu genel olarak Borçlar Kanunu ve Avukatlık Kanunu Kapsamında değerlendirilecektir.

Bilindiği üzere bazen hastalığın bulunduğu evre veya hastanın durumuna göre hastadan test için alınan numunelerde yapılan tetkikler doğru sonuç vermeyebilir. Böyle bir durumda laboratuvarı işleten hastanenin hukuki olarak sorumlu olacağı açıktır. Hastane laboratuvarı işleten ve labatuvarda çalıştırdığı personelin yanlış sonuç elde etmesi nedeniyle sorumlu ve kusurlu olacaktır.

Fazla mesai; 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 63. Maddesinde düzenlenmiş olup, genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırk beş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır.  Yapılan işin niteliğine göre bu saatler farklılık göstermektedir. Örneğin;  “Yer altı maden işlerinde çalışan işçiler için yer altındaki çalışma süresi; haftada en çok otuz altı saat olup günlük altı saatten fazla olamaz.” Şeklinde bir ayrım vardır. Kanunda belirtilen bu sürelerin dışında çalışan bir işçi fazla mesai yapmış sayılır ve otomatikman fazla mesai ücretine hak kazanır.

Velayet kavramı Türk Medeni Kanunu’nun 335 ile 351. Maddeleri arasında düzenlenmiş bir kavramdır. Velayet ; çocuğun korunması ve temsil edilmesi için, öngörülmüş hukuksal haklardır.  Genel  koşullar altında, anne babanın aile birliği tam ise, çocuk anne baba velayeti altında olur ve her ikisi tarafından yetiştirilmekle yükümlüdür.  Bu sebeple yetişkin olmayan bir çocuğun velayeti anne ve babaya aittir ve yasal bir neden olmadıkça bu değiştirilemez.